Eski defterler

Son iki üç gündür eski defterleri karıştırıyorum. Babaannem oldukça sert, son derece çalışkan, geçinmesi zor bir insandı. Bunun sonraki nesillerde bıraktığı etkileri silmek mümkün değil. Ama dün kendisinin gerekçeleriyle ilgili bir şey buldum.

Dedemin 1947 başında ölümüyle babaannem için düzenlenen maaş defteri çıktı kağıtların arasından. Nafia Vekaleti’nin bağladığı maaşın miktarı 16 Lira 50 Kuruş. Ayrıca maaştan mahsuben tahsil edilecek 103 Lira 53 Kuruş banka borcu var. Referans olması açısından, dedemin 1945’de satın aldığı altı lambalı bir radyonun (o dönem bir eve girebilecek en yüksek teknoloji ürünü…) fiyatı 351 Lira 60 Kuruş. Tabii aradan geçen süre dolayısıyla rakamlar tek başına anlamsız. Daha pratik bir referans olarak (1947 rakamını bulamadım, ama) ekmek fiyatı 1944’de 30 ve 1950’de 36 Kuruş, ortalama olarak 33 Kuruş.

Yani dedem, bugüne adapte edilirse 1598 lira peşin ödemeyle evine eşya alabilir durumda ve emeklilikten sonra bir işte çalışmaktayken vefat ettiğinde ardında 470 Lira borç ve dul eşine ancak 50 adet ekmek alabilecek yaklaşık 75 Liraya karşılık gelecek bir maaş ve 15-20 yaş arasında üç çocuk bırakıp gidiyor. Diğer bütün masraflar bir yana, sadece o radyonun yıllık vergisi bile o dönem 24 Lira 2019 rakamlarıyla 109 TRY bu arada…

Ben küçükken oynamam yasak olan ama merakla kurcaladıkça ilgim babaannemin hoşuna giden bir dikiş makinası vardı evin üst katında duran. Eve “katkı olsun diye” eskiden bir şeyler diktiğini anlatırdı. Kimse de bir kere “ne katkısı, evi o makinayla geçindirdi” demedi. Ama rakamlar ortada.

Hayatları bir düzene girene, çocuklar para kazanıp eve fayda sağlayana kadar tek başına evin her şeyi olan bir insan, Osmanlı kültüründe büyütülüp, gencecik evlendirilip, 37 yaşında ailesini sırtlayan bir insan, Bir dikiş makinasından hayatlar üreten bir insan…

Her ne kadar hala mutsuz olsam da sertliğinden, huysuzluğundan; Kendimi babaannemin yerine koymaya çalıştıkça, hayalimde bile o yükü kaldıramıyorum, ve fakat anlıyorum.