Yine bir bayram sabahı

Her bayram sabahı, hatırlattıklarıyla getirmesi beklenen neşe yerine kötü hatıralar taşıyor. Bunun ne kadarı hayatın genel kötüye gidişinden? Ne kadarı çocukluğun bilinçsizliği içinde sıkıntıları göremezken, bunun artık değişmiş olmasından? Ne kadarı, salgın başta olmak üzere biri bitmeden diğeri başlayan felaketlerin hayatımızın doğal, doğaldan da öte neredeyse alışıp beklentiye girdiğimiz parçaları olmasından? Tabii şahsi kötü hatıraların da büyük katkısı olduğunu unutmam mümkün değil.

Yirmi üç yıl olmuş; Annem ve halamla bir bayram sabahı salonda oturup, komşuların arife günü hayatın dertlerinden kurtulan babam için taziyeye gelmelerini, bizi teselli edip, bayram neşesini saklamaya çalışarak başka ziyaretlere gitmelerini seyredeli. İlkokul matematik problemi gibi her sene yeniden hesaplasam da hayatımın ne kadarını babamsız yaşadığımı, hala %50’ye gelememiş olsam da bunca geçen zamanda, sonuç değişmiyor. Cenaze işlerini nasıl halledeceğim diye telefon etmeye çalıştığım ama cevap veremeyen babam yok artık ve olmayacak ve sonuçta bayramın zaten sınırlı olan neşesi solup gitti onunla beraber.

Bu sabah dışarıda kuşlar öterken, hava soğukla serin arasındayken halamlardaki bayram sabahlarının iyi taraflarını hatırlamak kolaydı. Ama, annemle halam da babamın peşinden gittiler. Bir sürü kuzeni ve diğer gidenleri de düşünürsek, ailenin bütün eğlencesinin öteki tarafa göçtüğü söylenebilir. Orada epey neşeli ve yeterince gayri ciddi bir ortamın keyfinde olduklarını düşünmekten başkası gelmiyor elimden.

Bu seneki ortam dolayısıyla, ölüme alışmış olmak doğal sanıyor insan. Ama düşüncelerle hisler arasında büyük fark var. Alışılmıyor ölüme falan. Ya insanlığımızda hala körelmemiş noktalar var, ya da toplu halde ancak istatistik olacak ölümlerin her birini teker teker hissediyoruz ve birer trajedi olarak yaşandığını görüyoruz.

Sosyal ve politik ortam hakkında hiç yorum yapmayacağım, değmeyeceğinden değil şu anda katlanamayacağımdan. Öte yandan belki de hayatı hep beraber şikayet ettiğimiz bataktan kurtarmak için susmak ve unutmaya çalışmak yerine konuşmak ve analiz etmek gerekiyor artık. Çevremde küçük çocuk yok epeydir, bilmiyorum hala bizim küçüklüğümüzdeki gibi neşeli bir ortam görüyorlar mı? Eğer öyleyse bile, bunun kalıcı olmayacağını bilerek, yaşayabildikleri kadar mutluluğu “fırsat varken yaşasınlar” diye görmek ne kadar doğru, düşünüyorum bulamıyorum.

Published by

Can Baysal

It is fortunate that I am not famous, as any biographer and or journalist would definitely have problems while gathering information on my background. What I am basically is a renaissance man in modern age with diverse areas of interest and some interconnected subjects of expertise mainly centered around ICT.