Karantinadan kısa notlar

Karantinanın evde oturma kısmı sıkıntılı değil benim için. İşler azaldı, onun boşluğunu aylardır salladığım detay işleri hallederek dolduruyorum. Bu şehri az insanlıyken severim, onu kaçırdığıma üzülüyorum.

Normal şartlar altında bir iki hafta kapıdan çıkmamak ve bunu fark bile etmemek normal benim için. Bugünlerde bu konuda iki problem var. Ama o problemleri çözmek için yollar aramak, düşünmek de vakit geçirmeye yardım ediyor.

Öncelikle doğal olarak işler azaldı, dolayısıyla o “eve bir kapanışta 10-15 günlük çalışma” dönemlerini gerektirecek bir durum yok. Boş oturmak, çalışarak oturmaktan daha zor tabii. Bu dönemde ben de yıllardır “bir vakit olsa da yapsam” dediğim işleri temizliyorum. Sistemler güncelleniyor, taşınacak dosyalar, programlar taşınıyor falan.

Tabii bir de yiyecek başta, siparişlerin gelmesi, tedariği eskisi gibi rahat değil. Ne yediğine çok aldıran biri değilim, ama bir miktar malzeme her durumda eve girmeli, posta gelip gitmeli v.s. sonuçta.

Çoğunluğun yaptığı, ya da yaptığını iddia ettiği kadar çok okuyamıyorum. Bazıları arkadaşlardan olmak üzere ağırlıkla modern şairler ve bir iki de, kafası bizden modern, eskilerden okuyorum. Yalnız evden çıkıp yeni kitap alamayan biri için müsrifçe sayılacak rahatlıkla bir kenara attığım çokça kitap da oldu bu arada.

Enver Ercan’ın, zamanında “yazmakla” ilgili anlattığı bazı şeyleri kendime uygulayıp, şiir yazamayacağımı anlayalı epey oluyor. Öte yandan -belki de “yazamasa da okur bu” diye düşünüp- anlattığı okumakla ilgili de çok şeyler oldu. Sanırım onlar işime yaramış olacak ki gittikçe daha “yorumlu” okur hale geldim zaman içinde. Bunun bu ara bir olumsuz etkisi, zamanında “vakit bulunca okurum” diye alınıp rafta sırasını bekleyen bazı kitapların, kısa bir yolculuktan sonra bir daha inmemek üzere rafa geri dönmeleri oldu.

Sokağa çıkmayı özlüyorum, Karaköy’den Nişantaşı’na ve oradan da geriye, Beyoğlu üzerinden yürümeyi özlüyorum. Tatavla’yı, Bomonti’yi yüzyıldır görmemişim gibi hissediyorum. Oysa daha iki ay kadar önce Nişantaşı’ndaydım, ötekiler de ondan üç dört hafta öncesinde. Bayramların en sevdiğim tarafı Istanbul’da sokakların boşalması ve rahat dolaşılır hale gelmesiydi. Şu ara o sokak boşalmasının uç noktalarından birini yaşıyoruz ama boşalmış sokakları gezmek de mümkün değil.

İnsanları, arkadaşları görmek istiyorum. Bu noktada yanlış bir imaj vermemek lazım. Sosyal olarak aşırı aktif biri değilim, ama yine de şu veya bu şekilde haftada bir iki kişiyi sosyal olarak görüp konuşmak hem gerekli hem de sevdiğim bir şey. Şu ara bu mümkün değil ne yazık ki. Dört beş kişiyle ara sıra konuşuyorum ama telefon çok verimli değil bence sosyal ilişkiler boyutunda.

Tabii bütün bunlar olurken, kedilere de uyumak düşüyor. Olsa olsa, ara sıra kibarca hissettirdikleri bir “ya sen de iyice alıştın her gün her gece bu evde kalmaya, biraz gezsene artık” yaklaşımı var ama çok abartmıyorlar.

Bakalım ilerleyen günler neler gösterecek???