Notlar alırken

Son günlerde dikkatimi çeken olumlu bir gelişme var. Herhangi bir bilimsel kritere dayanmadan (sonuçta istatistik notlarım gayet bilimsel bir şekilde 1.5’da zirve yapıyor, okul kayıtlarımda…) özellikle metroda gittikçe daha çok insanın kitap okuduğunu görüyorum. Aslında hatlara ve saatlere göre kitap okuma yüzdesi ilginç bir araştırma konusu olabilir. Nedense vapurlarda daha az kitap görüyorum, belki manzara daha çekici geliyordur.

Yalnız başka bir şeye takılıyorum; Metroda, orada, burada yazı yazan, not alan pek kimseyi görmüyorum, belki ders çalışan öğrenciler dışında. Bu nokta beni düşündürüyor, okumak ve yazmak acaba ne kadar bir paranın iki yüzü? Acaba bu iki aktivite ne kadar simetrik? Patrick Tilley Amtrak Wars’da yönetimin toplumu kontrol altında tutmak için sadece okumayı öğretip yazı yazmayı ayrıcalıklı sınıflara ve bilgisayarlara bıraktığını anlatıyor, büyük hikayenin küçük bir parçası olarak.

Gerçekte yazmak ve okumak, üretim ve tüketim faaliyetleri. Üretmeden tüketmek nasıl kolaysa yazmadan okumak da bir o kadar kolay. Bilgi ve yazı nitelikleri gereği üretim ve tüketimleri arasında miktar dengesi olmayan kavramlar, bir kere yazılan sonsuz kere okunabiliyor. Dolayısıyla bilgi akışının kontrolü açısından da sonsuz miktarda okuyan yerine, sınırlı sayıda yazanı kontrol etmek daha kolay.

Bugünlerde yazdıklarımı geri dönüp okudukça en sık gördüğüm şey, “bu ara hayat kötü, ama ne zaman iyiydi” ile “şikayet edenler değişiyor, dertler aynı” arasında gidip geliyor. Belki “olumsuz” odağımız bu sıralar fazla güçlü, benim bulabildiğim en “olumlu” bakış açısı aptallık ve iyimserlikleriyle meşhur bazı yabancı toplumların bile başlarını yerden kaldıramadıkları, yani bu geçirdiğimiz dönem her ne ise pek de yalnız olmadığımız şeklinde. Çok parlak değil…