Gerekliliği şüpheli hatıralar

Dört beş yıl önce bu fotoğrafı bir arkadaşıma göndermiştim. İlk tepkisi “evin biraz tozunu alsana, ortalık batmış…” demek olmuştu. Bir insan neden kedi çizgi filmi seyrederek oynayan kedileri görmek yerine ortalığın -bekar evi standardlarında, yok sayılacak kadar az, bu arada- tozunu görür? Uzun süre bunu abartılı mutsuzlukla açıklamaya çalıştım. Ama sanırım bu benim iyimser bakışım.

Asıl konunun, mutsuzluğun etkilerini yaşamak yerine, mutsuzluktan zevk almaya odaklanmak olduğunu düşünüyorum artık. İnsanlar bazı durumlarda mutsuzluklarını bir kıvanç kaynağı haline getiriyorlar, bu bir noktada ortak kültürümüzde de (bu arada Dünya kültürünü kasdediyorum, Türkiye ile sınırlamadan) mevcut ve doğal olarak karşılanıyor. En basit ve temel örneği, istisnai insan grupları dışında neredeyse mezarların, mezarlıkların, ölenlerden kalanların saklandığı yerlerin bir anlam ifade eden, genelde saygı gösterilen, duruma göre kutsallık boyutunda önem taşıyan mekanlar olması.

Benim için, ailem ve sevdiğim arkadaşlarım için bu aylar hep bir sürü kaybın hatıralarını taşıyor. Gerek kendi adıma, gerek bu kayıpları yaşamış bir sürü insan adına gözlemim o ki, gidenlerin güzel hatıralarına odaklanıp, özlemi acıyla değil de sevgiyle yaşamak daha kolay, daha iyi… Bu şekilde giderilmesi mümkün olmayan bir özlemi yaşamayanların, çok daha kolay bir şekilde hayatı dramatize edip kendilerine acıdıklarını, kedileri bırakıp tozlara odaklandıklarını görüyorum.

Sınırlar, çizgiler nerelerde çekilmeli net bir şekilde ifade edecek kadar kendimden emin değilim. Ama bildiğim bir şey varsa, son zamanlarda mutlu olmanın gittikçe zorlaştığı, ve sanırım karşılaştırmalı olarak bu konuda olabildiğince geriden gelmekten şikayetim olmadığı.