Anadolu’dan kısa bir iki not

Bugün Hendek’te bir işim vardı. Tabii insan bir saat Hendek’te, bir iki saat İzmit ve Derince’de zaman geçirmekle bilgeliğe ermiyor. Ama unutulanları hatırlamak mümkün o kadar kısa bir zamanda da. İnsanların koşmadan yaşadığı, birbirlerinin korkunç dedikodusunu yapıp ona rağmen yüz yüze bakmaya devam edebildiği, paranın yokluğu kadar varlığının da dert olduğu bir hayat var, uzun zamandır uzak kaldığım(ız). Ankara, itiraf edilmese de mevcut Istanbul özentisiyle, İzmir kendi sebepleriyle bu rahatlıktan mahrum artık. Istanbul’u hiç düşünmeye bile gerek yok. Ama bir şekilde “rahat” yaşamak mümkün, bu hayatta ve bu toplumda, en azından bazı lokasyonlarda.

Tabii bırakın Anadolu bakışını, kentin (kent ismi belirtilmezse, Istanbul gizli öznedir, Istanbul dışındaki her yer de taşra, malum…) varoşlarında yaşayanları bile anlayamadan, bu konuyu ele almak çok pratik faydası olan sonuçlar doğurmayabilir, önce yakın noktalara bakmak lazım. Geçenlerde “Çok sıkılırsam Derince’deki evi satıp parasıyla bir yerlere giderim” diye kuruyordum kendi kendime. Aksine Istanbul’daki evi satıp Derince’ye gitmek daha akıllıca olabilirmiş, tabii çok sıkılırsam….