Merkezdeki ve çevredeki düşünceler

Uzun süredir içinden çıkmaya çalışıp, henüz toparlayamadığım bir konunun çerçevesini çizmek istiyorum. Bilinçli ya da bilinçsiz olmaktan bağımsız şekilde, insanların düşünürken kullandıkları belli metodlar var. Hatta akıllarını bilinçsizce kullanan insanların genelde daha metodlu şekilde düşündüklerini görüyorum. Bu uzun süre anlamsız gelmişken, bir süre önce iki şeyi birden anladım: Öncelikle “metodlu, kalıplı düşünmek”, nispeten daha az enerji daha az emek gerektiriyor, çünkü yeni bir kalıp oluşturmak, araştırmak gerekmeden, mevcut kalıpların üzerinden gitmek daha kolay. İkinci olarak kalıplı düşünmenin eğitim sistemleri tarafından öne sürülmesinin sebebi, nasıl tepki vereceği üç aşağı beş yukarı kestirilebilir insanların daha kolay yönetilebilir olması.

Bunları unutmadan devam edersem: Bazı “ana fikir” diyebileceğim temel kabuller, fikirlerimin oluşumunda merkezi etkiye sahip ve bunlar belli bir değişkenliğe sahipken, bütün olarak bakıldığında nispeten statik durumdalar. “Yan fikir” diyebileceğim şeyler ise daha değişken, daha çok diğer fikirlerin girdi olarak kullanıldığı sentezlerden doğan ve duruma göre göz ardı edilmeleri ya da unutulmaları kolay olan görüş ve değerlendirmeler.

Bu aşamada bir diğer nokta önemli, yukarıdaki “belli metodlar çerçevesinde” düşünme konusunun bariz bir uzantısı ya da özel durum örneği, dogmatik kavram ve düşünceler. Dogma, değişmez niteliğiyle hem düşünen kişinin, hem de çevresinin hayatını aşırı kolaylaştırıyor. Bir kere oturtulmuş sağlam bir dogmatik düşünce yapısını bir daha sorgulamadan hayat boyu, nesiller boyu kullanmak mümkün. Benim kabullendiğim dogmalar var, insanlarda da olmasını yadırgamıyorum. Sadece, dogmanın kabullenilmesi aşamasında derin bir sorgulamadan geçirilmesi, ve ancak anlaşılıp oturduktan sonra, hala inanılır geliyorsa kabullenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Burada, “dogma sorgulanmaz” yerine, “dogma kabul edildikten sonra sorgulanmaz” daha makul bir yaklaşım olarak görünüyor.

Dediğim gibi bu bir çerçeve, etrafında çok dolaşıp netleşmesi gereken yerlere tam hakim olamadığım bir konu. Mesela kısa bir örnek; Sapir-Whorf teoremi çerçevesinde bakarak, orta ve yüksek öğrenim kurumlarında yabancı dille eğitim verilmesi, gününün en az yarısını, profesyonel hayatının en az %80’ini İngilizce yaşayan biri olarak beni rahatsız ediyor. Bu konuda dogmatik kesinlikte değilim, ama benim için ana fikirlerden biri olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Bu ana fikir etrafında çok daha detaylı yazmam lazım ama, tamamını Türkçe yazamıyor  olmak beni o kadar rahatsız ediyor ki, ilerleyemiyorum…

Neyse, arkası daha sonra.