Yapma denileni yapma yeteneği…

Bu ne bir marifet ne de varlığına sevinilecek bir özellik. Ama var, ama burada, ama ben böyleyim sonuçta…

Annem yıllarca babasının ne çok sigara içtiğini, ne çok sıkıntısını çektiğini, muhtemelen bu yüzden öldüğünü anlattı durdu. Eh işe yaradığı söylenebilir, sigaradan çok pipo ve puro içiyorum.

Baba tarafında yıllarca ciddi bir içki düşmanlığı ortamında büyütüldüm. İnsan bazen ailesini çok sorgulamıyor, neden olduğunu ancak iki üç yıl önce öğrendim. Dedemin işret merakının ailenin kadınlarında doğurduğu tepkiymiş. Sonuçta sevdiğim birinden öğrendiğim üzere; Et ile rakı, Tatarın hakkı… Bende işe yaradı mı onca “yapma etme” lafı. Eh işte, rakı sevmeyen bir Tatar olarak şarap ve viski diye alternatiflere döndüm…

Hanımlar konusuna hiç girmiyorum, ima etmek bile tehlikeli olur. Ama, yok kardeşim, bana kimseyi kötüleyerek uzaklaşmamı sağlayamazsınız, ya da milletine, tipine, inancına kulp takarsanız bir işe yaramaz. Ne kadar çok örneği olduğunu söylemeyeceğim, sadece şunu söyleyebilirim; Aksine örnek yok!!!

Tabii bu sadece başkalarına verilen bir tepki hali değil, daha derin, daha adı konması zor bir özellik bu. Kendi kendime “yapma etme” dediğim şeyleri de yapıyorum. “Kavgasını etme” dediğim her konuda birini kırmışım. “Uzak dur” dediğim ve aşık olmadığım kimse yok neredeyse. “Yapma, gitme” dediğim her şeyi, her yeri alışkanlık haline getirmişim. Bunları neden yazdığımı da o kadar “yazma, etme” dedikten sonra yazacağım tabii.

Geçen yaz, Enver abiyle bir yerde oturduk, lafta bir kahve içip kalkacaktık. Ne kadar oturduğumuzu hatırlamıyorum,  ama baş başa oturunca dökülen cevherlerin ortalık kalabalıkken konuştuklarının çok ötesinde olduğunu o gün öğrendim. Hayatımın kıymetli anlarındandır.

O gün oturup konuştuğumuz masa üç beş metre önümde duruyor. Buraya her geldiğimde, “bir daha gelme, gidecek yer mi kalmadı” dedikten sonra ilk fırsatta yine geliyorum. Hatta, bugün bu mekana ikinci gelişim, baktım kaçış yok oturdum yemek yedim artık…