Bir cenazenin ardından

Facebook’ta benimle ilgili timeline metrikleri yeterince yüksek olanlarınızın gözden kaçırmak mümkün olmayacak şekilde bildiği üzere, Osman Darcan eski bir hocam ve kaybına üzüldüğüm bir insandı. Facebook arkadaş çevremle RL arkadaş çevremin ortak kesişim kümesinde de ciddi oranda mevcut Boğaziçi’nden arkadaş ve hocalarımın bildiği üzere ise kendisiyle hemen hemen hiç anlaşamazdık.

Hiç anlaşamayan insanlar olarak, garip şekilde, çoğu hocamdan daha fazla miktarda ders dışı konuda beraber çalışmamız gerekti. Ben ona zor bulunur referans dökümanları sağladım, CPU time rezerve ettim, o bana garip garip problemler buldu uğraşayım da nasılsa geçeceğim dersin biraz da faydasını göreyim diye… Ama anlaşamazdık işte yapacak bir şey yoktu…

Artık ise yapacak hiç bir şey kalmadı. Ben sevdiği o kadar insanı kaybetmiş biri olarak öğrendiğim ama görünen o ki anlamadığım şeyi Osman sayesinde anladım. Bir gün bir mesaj geliyor, bir telefon çalıyor, gazetede bir haber görüyorsun ve….

Daha ötesi var, caminin avlusunda, benzer, bir noktada özdeş, çoğu birbirini hayal meyal tanıyan ya da tanımayan insanlar olarak bir araya gelmiş bir topluluk vardı. Her zaman öyle olur zaten, ama bu seferki kitle, diğer gördüğüm pek çok cenazeye göre bana daha çok benzeyen insanlardan oluşuyordu. Bunu nasıl ifade edeceğimi bilemediğim için bu yazıyı bu kadar beklettim, ama; Belli ki, camiyle pek de ilgimiz yoktu, ama Osman için oradaydık. Üstelik açıkçası hepimiz de Osman’ın o anda bizimle pek ilgilenmediğini bilecek kadar da büyümüştük, ona rağmen Osman için oradaydık.

Ben cenazenin sonunu beklemeden kaçtım. Çok genel olarak ifade etmek gerekirse; Neden çok uzun süredir camilerden uzak durduğumu Cuma vesilesiyle mahalleye yayınlanan vaazı dinlerken hatırladım diyelim… Bu da bir başka yağmurlu günün hikayesi olur herhalde…