Tecrübeler hayat ve beklentiler

Bu akşam üstümde ekstra bir sakinlik var. Sabah kalktığımda kedilerin etrafımda açıktan dolaşacakları kadar sinirliydim bir şekilde. Üstüne The Baader Meinhof Complex seyretmeye çalışmak gibi bir hata yaptım sabahın köründe, sinirim kalktı bu kadar aynı senaryoların 50 yıl sonra hala aynen yaşandığını görmekten.. Sonrasında bütün gün kendini dinlemek, hayatı düşünmek, uyku ve kediler falan filan. Yine de evden ekmek almak için bile çıkmadım, kurabiye yaptım, o kadar insan istemiyordum.

Bazen neden böyle oluyorum/oluyoruz bilmiyorum. Ben evde çok çalışan bir insanım, iki üç ay önce ortağıma şikayet ediyordum “bu hafta beş gün ofise gitmek zorunda kaldım!” diye. Bir zamanlar evden çalışmak eksantrik bir olguydu, artık doğallaştı COVID sayesinde. Ben yine de tanıdık olmasa bile bir iki insan görmek gerektiğine inanıyorum, ne bileyim en azından günlük alışverişe gitmek gibi bir bahaneyle. Yoksa yine COVID sayesinde gördük, 10-15 gün insan görmeden yaşanıyor, ama iyi olmuyor.

Neyse gün içinde kimseyi aramadım, bir telefon geldi söylendikten sonra açtım. Ama şu anda kafam sakinleşmiş durumda sonunda. Umarım komşular müzikten bayılmamışlardır….

Pekiyi asıl konu; Her ne kadar carpe diem desek de işimize geldikçe, keyfimiz oldukça, geçmişi unutmak, geleceği düşünmemek istediğimizde durum aslında farklı. Bizi biz yapan tecrübelerimiz geçmişten geliyor, bizi yaşatan motivasyonumuz ise geleceğe yönelik. Şu anı yaşarken geçmişin dersleriyle geleceğe yürümeye çalışıyoruz. Oysa geçmiş ve gelecek arasında sınırlı bir nedensellik ilişkisi dışında bir bağlantı yok. Aksi olsaydı dünya hiç değişmezdi, oysa durum neyse ki, ve ne yazık ki öyle değil.

Tıpkı, nasıl COVID sırasında edindiğimiz alışkanlıklar o gün faydalıyken bugün alakasız ya da belki de zararlıysa (olabildiğince az insan görmek gibi…), diğer bütün tecrübe ve alışkanlıkları güncel duruma adapte etmek, değerlendirmek, belki değiştirip sıyrılmak gerekiyor. Bu ne yazık ki insan olmanın yükü sırtımızda. Çevremizi ve hayatı çok hızlı değiştiriyoruz. Bütün canlılar (köpekbalıkları dışında sanırım) değişiyor, bu gördüğüm kadarıyla hayatın doğal akışı, ama biz çok hızlı değişiyoruz, çevremizi de değiştiriyoruz. 10-20 yılda bir yeni ve farklı bir nesil geliyor, bakışları, eğilimleri, değerleriyle farklı. Ama biz 70-80 yıl (74.8 Erkekler, 80.3 kadınlar) yaşayabiliyoruz rahatlıkla. Dolayısıyla hayatımız süresince, öğrendik, tecrübe ettik dediğimiz şeylerin değişmesini kabullenmek doğal bir parçası insan hayatının.

Benzer bir şey de eğitim sistemi dolayısıyla var. Benim ne kadar okul dolaştığımı bir an için göz ardı edersek. Üstün hoca’nın imzaladığı diplomamı aldığım sırada bana öğretilen bilgisayar dillerinden sadece biri hala aktif kullanım görüyor, diğerleri antik, esoterik sınıfına girdiler, işletim sistemlerinden ikisi yok oldu, bir diğeri inanılmaz değişti, sadece biri aşağı yukarı stabil olarak devam ediyor. İki database yok oldu, ben mezun olduğum sene ilk dağıtımı yapılmış birini kullanıyorum artık. Yani ne bilip kullanıyorsam, okulda öğrendiklerimin üstüne inşa ettim ama okulda verilen bilgilerin kendileri neredeyse tamamıyla faydasız hal aldılar. Öyle ki bütünüyle teorik prensipler için bile geçerli bu durum Ben okurken data normalizasyonu tek bir modül olarak öğretilirdi, akademik olarak üç kademede incelense de. Şu anda beş (buçuk) seviyede inceleniyor. Nasıl öğretiliyor hiç fikrim yok.

Dolayısıyla özel ve profesyonel hayatlarımızda sürekli öğrenme ve adaptasyon döngüsü içince kalmalıyız. Yoksa 40-50 yıl ömür veya 20-30 yıl iş tecrübesi sadece bir rakam olarak kalıyor. Bir de bu rakamlar büyüdükçe çevresel bir “olgunluk, bilgelik” beklentisi büyümeye başlıyor insanın üzerinde. Ha ben olgun ya da “abi” olmak istiyor muyum, o tartışılır ama genel olarak bu hayatın normal akışı gibi duruyor. 20 yıl önce öğrendiklerini konserve yapmış insanlara bilge gibi davranılınca ne olduğunu görmek için televizyonu açmak ya da sağa sola bakınmak yeterli sanırım.

Yani, hayatın bütün unsurları dinamik ve esnek, biz de adapte olmalıyız.

Bu arada, sanırım yukarıdaki uzun zamandır ilk kez tek cümlede yazı özetlediğim nokta olabilir 🙂 Büyümedim, yok ya, büyümekten değil, değildir di mi…

Published by

Can Baysal

It is fortunate that I am not famous, as any biographer and or journalist would definitely have problems while gathering information on my background. What I am basically is a renaissance man in modern age with diverse areas of interest and some interconnected subjects of expertise mainly centered around ICT.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

. TR MOL