Yaşamın değişen tanımı

Son derece boktan bir dönemdeyiz. “Hayatta mısın?” sorusunun cevabı “Evet, hala nefes alıp veriyorum!” noktasına kadar düşmüş durumda. Belki bu temel gerçekten daha acıklı olan ise çoğunluğun ortak bir noktada buluşup bu durumu geçici bir sıkıntı diye değerlendiriyor olması. Aslında, kendilerine ve çevrelerine karşı ne kadar maskeliyor olsalar da, gerçekte dönemsel bir krizi yaşamıyoruz. İnsanlık olarak verdiğimiz birbirini takip eden hatalı kararların sonuçlarını yaşıyoruz.

Öncelikle; Yaşamak nedir? Zevk aldığı, mutlu olduğu şeyleri yapmak mı? İsteyerek ya da istemeyerek, tercih ederek ya da mecburiyetler dolayısıyla altında kalınan sorumlulukları başarıyla taşımak mı? Takdir görmek mi? Tanımı her neyse o tanıma göre başarılı olmak mı? Kendinden ve hayatından memnun olmak mı? Hatıralar biriktirmek mi? Herkesin inandığı bir tanım var, hayatın ne olduğuna dair. Herkes kendi tanımını kendi seçmiş değil, belki bu şart da değil. Sonuçta herkes kendi idealini tanımlayabilmeli diye bir umut, ütopya sınırında bir beklenti olur toplumdan.

Bu bakışın homo economicus açısından mı homo politicus açısından mı olduğu tartışılır, ama bence bariz bir resim ortada: İnsanlık ikiye ayrılmış durumda, bir tarafta üretmeden tüketenler, diğer tarafta tüketmeden üretenler var. Bu arada bu durum ne endüstri devrimiyle başlayan bir olgu (lütfen kimse Das Kapital atmasın kafama, elinde fazladan hardcover olan varsa, adres verebilirim) ne de dijital devrimle bitecek… Biraz daha geriye gidip yaklaşık 10.000 yıl önceye bakarsak tarım toplumuyla birlikte üreten/tüketen ayrımı doğmuş. Adını daha açık açık ve utanmadan koyarsak, sömürü düzeninin iki kanadı var. Bu iki kanat arasındaki ayrım da hayatın tanımını kontrol ediyor.

Sömürülen kesim için hayat, yaşama mücadelesi, hayatı sürdürmek, bir saplantı olarak neslini devam ettirmek. Sömüren kesim için hayat daha hedonistik bir akışı sürdürmek, zevki, hobileri mutluluğu kovalamak. İki tarafta da ortak olarak düzeni korumak, değişimden kaçınmak, sarsıntıyı engellemek eğilimleri var. Ancak arada kalmış kesimlerde düzeni sorgulamak ve elindekinin, empoze edilmişin, statükonun dışındakileri arama eğilimi var. Bu yüzden pek çok toplumda; Muhafazakarlık sömüren kadar sömürülen kesimlerde kabul görüyor, sorgulamak her ne formda olursa olsun düşmanca tepkiler çekiyor, hakim kesimler “sahte devrimleri” ezilenlere satıyor ve ezilenler de satın alıyor. Pek çok toplumda kendini “sol” sanan kesimlerin değme faşiste parmak ısırtacak içgüdülerle hareket etmesinin bir “yanlışlık” olduğunu sanmak ise arada kalmış yarı aydınların kendilerini aldatmalarının bariz bir sonucu ve belirtisi.

Dünya neredeyse yüz yıldır görülmeyen bir sağlık krizini ekonomik, politik ve sosyal dar boğazların üst üste yaşandığı bir dönemde aşmaya çabalıyor. Bunun henüz göremediğimiz biyolojik, politik ve ekonomik sonuçları olacak. Bariz olarak nüfus yapısı değişecek, muhtemelen kendini sağlıklı tutamayacak durumdaki bireyler azalırken, nispeten daha iyi durumdaki kesimler bu daha “alt pozisyondaki” toplumsal katmanlara kayacaklar. Muhtemelen bu kesimlerin zeka ve fiziksel/ekonomik/genel yetkinlikler anlamında kayıpları olacak ve mücadele güçleri düşecek. Benzeri olumsuz gelişmelerin insanlığın ianeye muhtaç kesiminin oranını yükseltmesi, servet ve gücün daha dar bir çevrede toplanması gibi sonuçları olacak. Bu seferki krizin soyluları tehdit eden bir burjuva kesimi de olmayacak, köylüleri aldatıp kendi güç mücadelelerinde kullanacak. Yani geleneksel tanımla bir devrim ortamı da doğmayacak. Burjuva olmanın temel şartı okuma yazma bilmek. Farkındaysak eğer, kitaplar artık hobi aracı olarak bile ortada değiller. O kadar okumanın uzağındayız ki bu yazının başlığını emojilerle atmak doğal geldi mesela…

Anestezi teknikleri gelişmeden önce operasyon geçirecek insanların saçlarının tutuşturulup operasyonu fark etmelerinin engellendiği anlatılır. Şu ara hepimizin saçları COVID-19 ile tutuşmuş durumda. Eğer bu yangın sönerse kendimize gelip çevreye baktığımızda çok garip bir resim göreceğimizi sanıyorum.

Published by

Can Baysal

It is fortunate that I am not famous, as any biographer and or journalist would definitely have problems while gathering information on my background. What I am basically is a renaissance man in modern age with diverse areas of interest and some interconnected subjects of expertise mainly centered around ICT.