Hatırlamak adına

Dün ilginç bir şey oldu. 🙂 Seçimden bahsetmiyorum, o malum, tarih kitaplarına en azından alt yazı olacak bir gündü, o bir yana… Dün aklıma takıldı, seçim yasakları kalksın diye beklerken, acaba önceki seçimlerde ne düşünmüşüm, yapmışım diye.

Uzun süre “okuyanlar beni zaten , belki benden iyi, biliyor” diye bir noktanın etrafında dolandım. Dolayısıyla yazmak gereksizdi, dolayısıyla nasılsa peşinde koştuğum şöhret, “ben bunları yazmıştım” diye övüneceğim ya da birine yaranacağım bir durum yoktu v.s. v.s. Yazmadım, “içinden gelmeden yazılmaz” diye, “okuyan anlamaz” diye, “anlayan bilmez” diye, “bilen zaten biliyor” diye, “kısa yazmayı seviyorsun sonra arkadan bir de açıklama yazman gerekiyor” diye. Sonuçta ortak kültürümüzün en temel özelliklerinden biri iş yapmamak için bahane bulma yeteneği…

Neyse, eski yazdığım bazı yazıları kurcalayınca, aradan benim için hatırlanmaya değer şeyler çıktı. Dolayısıyla aslında yıllardır defterlere, mektuplara, sevdalarımın kulaklarına, hatta Hisarüstü’ndeki evin duvarlarına aldığım notların temel amacını hatırladım dün. Ben notlarımı kendime alıyorum, “kim okursa okusun” demekle “ille başkaları okusun” demek arasında önemli fark var.

Bu durumda, düne özel ne kaldı diye dönüp bakıyorum… İçimden gelmiyor çok detay vermek aslında ama; Eskiden annemin, bir zamanlar psikoloğumun, her zaman sevgililerimin söyledikleri üzere bardağın boş, tuvaletin kullanılmış kısmına odaklanıyorum. Benim politik görüşüm değilse de eksenim malum. İki tarafta da aynı toplumsal çirkinliğin zıt ama kardeş yüzlerini gördüm dün. Kazanan tarafta gurura, karşısındakini aşağılamaya yatkın kişiler gördüm, kaybeden tarafta ise gerçeği görmektense ardına sığınacak yalan arayışını.

İyi olan şey şu ki, iki tarafta da bu kötü özellikler baskın değil. Hatta daha da iyi olan şu: Aslında hiç bir zaman baskın değillerdi. Kötü olan şey ise şu: Bu yaklaşımdaki insanlar genelde daha gürültücü oluyorlar ve mensubu oldukları tarafın imajını kirleterek bir kısır döngü doğuruyorlar. Bu topraklarda sesini yükseltene saygı gösterme alışkanlığımız var, bence en temel sorunumuz bu zaten.

Çözüm arıyor muyum? Pek sanmıyorum aradığımı. Aslına bakarsanız (bakarsam!!!) “biz adam olmayız” ekolünden olduğumu uzun süredir biliyorum. Bunu aşmaya çok çalıştım. Sanırım bir süredir bu konuda kendime yenildiğimi kabul etmiş durumdayım.

Her ne kadar olumlu gelişmeler olsa da…