Hayatın döngüleri üzerine

Belli kavramların döne döne karşımıza çıkması çok şaşırtıcı değil sanırım. Bu sonuçta hayatın doğası gereği. Ama ilginç, rahatsız edici, inanılmaz olan döne döne yaşadığımız günlerin, haftaların, ayların sonunda bir ders almadan başladığımız akılla yaşamaya devam etmemiz, bunu daha ötesi bir övünç vesilesi olarak görmemiz.

Beylik, hatta kahvehanelik felsefe soslu argümanları buraya taşımak istemiyorum. Uzun yazmanın faydasını görsem hayatım başka bir yolda olurdu zaten. Sadece belirgin bir noktayı vurgulamaya çalışıyorum. Adı konulabilir bir ortak endişe objesi olmadan, halk/millet/toplum olmanın ötesinde insanlık olarak bir amaç yoksunluğu çekiyoruz.

Belki alışılmış varsıl/yoksul ayrımı dışında bir boyuttan örnek vermek lazım. Yoksa, bizim burada yaşadığımız ekonomik yoksulluk, Amerika’daki kültürel yoksulluk, Avrupa’da güçlenen sıkıntı dolayısıyla yoksunluk gibi şeyler sadece her kitlenin kendi elinde azalan kaynaklarla ilgili kendine özgü verdiği tepkiler. Arkada ise aslında daha temel bir problem var gibi duruyor. 

Örnek olarak, şu nokta bugünlerde ilgimi çekiyor; İnsanlık tarihinde olmadığı kadar bol miktarda temiz suya erişimimiz var. Bunun sonucunda elde edilen “fayda” her zaman kısa sürede görülmez hale gelen adımlar halinde elde edilmiş, ev içinde akan su kaynağından, tuvaletlere, banyolara, içilebilir suya kolay erişimden yüzme havuzlarına, çim kaplı alanlara ve benzerlerine. Mesela çim alanlar ilginç. Başlangıçta soyluların, büyük bir arazi parçasını tarımsal hiç bir aktüel faydası olmayan bir bitki için sulayıp, gübreleyip çiftçi çalıştıracak kadar zengin olduklarını gösterme çabası ile doğan bir uygulama, sonunda fakirlik içinde debelenen alt katmanların üzerinde uyuması yasaklanan parklara kadar düşmüş. Önemli olan bu arada milyarlarca ton temiz veya işlenmiş suyun bu döngüden geçirilerek ziyan edilmiş olması. Yukarıda dediğim gibi uzatmak istesem, havuzlardan, araba yıkamadan, içme suyunda oluşturulan fiktif maliyetlere kadar girilecek çok konu var ama son planda desen hep aynı.

Tabii su sadece bir örnek. Önemli olan toplumsal, hatta global olarak edinilen kazanımların bir süre sonra hem aktüel hem de görünür değerini kaybetmesi. Internet erişiminin son yirmi beş yılda kaybettiği değer de benzer bir örnek. Buna hem mali açıdan bakabiliriz, hem de içerik ve kullanımda ilerleyen değersizleşme açısından.

İnsanlık olarak her bulduğu oyuncakla kısa süre oynayıp sonra sıkılıp atan bebekler gibiyiz kollektif açıdan bakınca. İpleri bebeklerin ellerine bırakınca neler olduğunu görmek için, bugünlerde Amerika’ya bakmak fena fikir olmayabilir.