Hatalar, tedbirler, tehlikeler v.s.

Özür dilemeyi öğrenmem vakit aldı. İlginç şekilde diğer kusurlarımın aksine bu konuda ailemi suçlamam mümkün değil, ellerinden geleni yaptılar. Dolayısıyla problemin benden kaynaklanan kısmı benim, geri kalanı vurup geçmeyi, kırıp dökmeyi erdem olarak gören toplumun.

Hala, her hatamı, kusurumu kabul edip yüzleştiğimi iddia edemiyorum. Bir kısmını bildiğim, bir kısmını bilmediğim, bir kısmını anladığım, bir kısmını anlamadığım çeşitli konularda kabahatin bir ya da büyük kısmını bende olduğu olaylar yaşadım. Burada beni çok rahatsız eden bir toplumsal alışkanlığın çok etkili olduğunu düşünüyorum. Türk kültüründe, özür dilediğiniz anda bunu tepenize çıkmak için kullanmaktan bir an bile çekinmeyecek insanlar yetiştiriyoruz.  Örnek olarak gösterebileceğim, ama göstermesem sağlığım için daha iyi olacak pek çok eskimiş defter yaprağı var hayatımda.

Öte yandan konunun bir de garip şekilde profesyonel yansıması var. Arkadaşlarla zaman zaman konuştuğumuz üzere, eğer hatalar olmasaydı bilgisayar programcılığı gayet farklı ve sıkıcı bir meslek olurdu. Bir programın, niteliğine bağlı olarak %40 ile %80 arasındaki kısmı insan hataları  başta çeşitli sıkıntıları ve bunların çeşitli teknik yansımalarını tespit edip engellemek ve düzeltmek için yazılır. Ben insanlarla uğraşmayı sevmeyen biri olarak, yıllarca insanlar tarafından kullanılmayan programlar yazdım. Aslında aksi çok daha eğlenceli. İnsanların görmediği bir programda harikalar yumurtlasanız, bir iki kişiden fazlası farkına varmıyor. Öte yandan insanlara sağı solu renklendirilmiş bir iki yanıp sönen ışık verdiğiniz zaman arkada ne olduğunu görmeden, anlamadan hayran kalıyorlar. Yani aslında hatalar kontrollü şekilde odakta tutulurlarsa genel kalitenin yükselmesini sağlıyorlar. Ama bu bir hayata bakış tarzı, muhtemelen belli bir oryantasyonun ve eğitimin sonucu olarak elde edilebilen bir yaklaşım.