Sormak, düşünmek, cevaba aldırmamak

Dün, iyi geçen bir günün akşamında, salakça bir şekilde ayağımı kapılardan birine çarpıp sakatladım. Önce işin biyolojik kısmından bakarsak, bugün saat üçe kadar kırdığımdan, en azından çatlattığımdan eminken, yumuşak doku zedelenmesi v.s. bir noktada kalmışım. Ağrılı ama…

Birkaç kişiyi aradım, sonunda eski arkadaşlarımdan birinin annesiyle hastahaneye gittik, sonrasında biraz oturup, eve döndüm. Ev yine aynı ev, kedi yine aynı manyak kedi …

Böyle durumların etkisi şu. İnsanın sorgulamayı düşünmediği ama sorgulanması mümkün ne varsa hayatında bunlar bir sıra gözünün, beyninin önünden geçiyor.  Dram, sürpriz, yenilen, atılan kazıklar, konuşacak, sorgulayacak çok şey var. Ama son planda cevapların ne kadar önemi olduğu fena halde şaibeli. Bu sebeple yaklaşık son üç seneyi, yani bileğimi kırdığımdan beri geçen zamanı düşündüm. Ne muhasebesini çıkaracağım, ne de hesabı ödeyip kalkmak istiyorum. Sadece gördüğüm bir durum var, ara sıra durup, geriye dönüp bakmak iyi oluyor. Bahane olarak bir hastahane ziyareti gerekmese daha da güzel olacağına eminim tabii.