Hayatın anlamsız kriterleri üzerine

İlginç (ya da değil) ama daha önce neden farketmediğimi bilmediğim (ok bilmiyormuş gibi yapıp kendimi iyi hissetmeye çalıştığım, yoksa ayakta uyumak…) bir şeye uyandım dün, ve aslında daha ilginç şekilde bugün.

Kimse (abartmıyorum, hiç kimse) hayatından memnun değil. OK bunu anlamak zor değil, ortam kötü, dünya da pek parlak sayılmaz v.s.. Garip olan halinden memnun olmayanlar, ellerinde olmayana özenip, “bunlar benim olsa”, “bu pozisyonda ben olsam”… diye hayaller kuruyorlar. Daha da garip olan bu özenme karşılıklı, ben karşımdakinin durumuna özenirken, karşımdaki benim durumuma özeniyor. Buradan bazı sonuçlar çıkarmak gerekiyor sanki:

  • Muhtemelen pek çok insan karşısındakini tam anlamıyor
  • Muhtemelen daha da çok insan kendisini anlamıyor
  • “Anlamak”la “anlayışlı olmak” arasındaki farkı bilmeyen bir sürü insan var.
  • ……

Bunlara nereden geldiğimi söyleyeyim. Bu ara biraz yoğun giden toplantılarımın arasında son bir iki gündür genç  arkadaşlar çıktı karşıma. Ben onların gençliklerine özendim “ben de bir zamanlar gençtim” diye. Onlar tecrübe ve çevreye özendiler “adres defterinde binden fazla kontak olur mu, vay v.s.” diye. Ben açıkçası anlatamadım, biliyor olmaktansa öğrenmenin daha zevkli olduğunu, o adres defterinin beş altı binden iki binin altına zor indiğini ve sürekli eleme gerektirdiğini… Onlar muhtemelen beklemekten sıkıldıklarını anlatamadılar ama ben o yollardan geçmiş biri olarak biliyor olmalıyım. Ama ancak konu üzerinde düşününce netleşebildim yeterince.

Neyse işte kimse elindekinden mutlu olmuyor.