Görmek, farketmek

Ortaokula başladığım sırada Fransızca sınıfına alınmam dert olmuştu. “İngilizce geleceğin dili…” diye. İngilizce geleceğin dili olabilir ama Fransızca da geçmişin dili. Bu fotoğraf Kadıköy’de bir sokaktan. Hala üzerinde Fransızca yazılar olan malzemelerin kullanıldığı yerler var su şebekesinde. Kadıköy’de Osmanlı döneminden kalan Fransızca bir su sözleşmesi de bir ara sosyal medyada geziyordu.

Geçmişi bilmek, özümsemek, bir yerden sonra da geçmişin üzerine bugünü yaşadığını anlamak lazım. Tabii bunun bazı yan sonuçları var. Bugünün sömürgecileri “yerlilerin” dillerini kullanıyorlar, mümkün olduğu kadar, ya da kendi dillerini araya sızdırıyorlar, bizdeki İngilizce cahili plaza elitlerinin dillerine giren laflar gibi… Geçmişte gayet umarsızca kendi dillerini kullanıp yollarını bulmuşlar, insanlara tek kelimesini anlamadıkları sözleşmeleri imzalatırken.

Bu yazıyı 2018 sonunda yazmaya başlamışım, yedi yıl sonrasında hala eklenecek şeyler var, hala durum aynı aslında. O vana kapağı bugün de Miralay Nazım sokak’ta 10 numaranın önünde duruyor, ki Kadıköy’de tek değil, çok noktada görüyorum. Ama ben orada uyanmıştım duruma, demek ki yeterince içmediğim bir gün, Agapia’dan çıkarken. Hala sömürgecilerimizden habersiz ve onların kültürlerine gömülmüş bir şekilde yaşıyoruz. Nasıl itiraz edeyim bilmem ki, sonuçta benim de diplomamda İngilizce laflar var. Neyse ki, artık en azından, Türkçe esas dilmiş gibi yazılmış.

Bu arada derdim yanlış anlaşılır belki diye açıklamak lazım.  Her yerde, her şey Türkçe olmalı diye bir derdim yok. Özellikle bilim ve teknoloji başta olmak üzere eğer üretemezsen, geliştiremezsen adını koyma hakkını da kaybediyorsun bazı şeylerin. En basit örneği mesleğimden olacak, bizim bilgisayar dediğimiz computer aslında ve esasen bilgi saymaz, bilgi sayılabilen discrete bir şey de değildir zaten. Kendisine bütün saygım ve hayranlığımla bile, bu konuda Mustafa hocayla (https://canbaysal.com/2017/12/bir-gidenin-ardindan/) aynı noktaya hiç gelemedim. O her şeyin Türkçe karşılığı olabileceğine inanıp bu konuda çok da çaba gösterdi ama sonuçları ortada. Benim derdim Türkçe’nin gayet yeterli, hatta çoğu zaman özellikle Batı dillerinden üstün olduğu (ne bileyim kelimelerin ve gramerin cinsiyet tanımaması mesela) alanlar varken araya zorla yabancı ve sömürgecilerden sokuşturmalar yapılması. Türkçe yetersiz kaldığında ise hele günlük dile, hele argo’ya, küfürlere v.s., zaten alışık olduğumuz Arapça, Farsça, Ermenice, Rumca, Rusça, Romani v.s. varken taa Paris’ten, New York’tan kelime ithal etmek anlamsız geliyor.

Published by

Can Baysal

It is fortunate that I am not famous, as any biographer and or journalist would definitely have problems while gathering information on my background. What I am basically is a renaissance man in modern age with diverse areas of interest and some interconnected subjects of expertise mainly centered around ICT.

. TR MOL